Anasayfa > Tarih Gezisi > İstanbulda Gezilecek Yerler: Tarihi Hariciye Konağı’ndan Ünlü Bir Otele Yolculuğun Hikayesi

İstanbulda Gezilecek Yerler: Tarihi Hariciye Konağı’ndan Ünlü Bir Otele Yolculuğun Hikayesi

İkinci Abdülhamid’in , devlete olan üstün hizmetlerinden dolayı dönemin önemli devlet adamlarından biri olan Hariciye Nazırı Tevfik Paşa’ya hediye etmiş olduğu Gümüşsuyu’ndaki konak günümüzde İstanbul’un önemli otellerinden biri olan CVK Park Bosphorus Otel olarak hizmet veriyor. Otelin bugünkü formuna gelene kadar geçirdiği sürede ise birçok ayrıntı mevcut. 

CVK Bosphorus Otel hikayesi aşağıdadır:

 

Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümranlığının sürdüğü 1560 senesinde İstanbul‘da gerçekleşen geniş çaplı kolera salgınında çok sayıda insan hayatını kaybetti. Bu sebeple salgının daha fazla yayılmasını engellemek için çeşitli önlemler alındı. Alınan bu önlemlerden bir tanesi yerleşimin yoğun olduğu İstanbul içi ve Galata‘ya defnin yasaklanma kararıdır. Şehrin yeni mezarlığı o dönemde yerleşimin olmadığı Taksim ve çevresi seçildi. Her dinden ve milletten insanın kabrinin yer aldığı Taksim zaman geçtikçe İstanbul’un en büyük mezarlığı konumuna geldi. Taksim’in mezarlık kimliği 1800’lü yılların ortalarına gelindiğinde değişmeye başladı. 1800’lü yıllarda kendi adına bir konak inşa ettirmek isteyen İtalyan Elçisi Baron Blanc  inşa ettireceği konağın yerini bugünkü Park Otelin bulunduğu Gümüşsuyu üzerindeki arazinin olmasını istedi. O yıllarda Gümüşsuyu üzerinde yerleşim yeri yoktu ve arazinin dört bir yanı mezarlıklar tarafından kuşatılmıştı fakat İtalyan elçisi buranın manzarasına hayran kalmış ve buraya iki yanından taş blokların yükseldiği altmış odalı bir konak inşa ettirip, Amerikalı milyoner olan eşiyle bu konakta yaşamaya başlamıştı. İstanbul‘daki görevi son bulup ülkesine dönme kararı alan Baron  Blanc , Ayazpaşa‘daki ihtişamlı konağını 19.000 altın karşılığında Osmanlı İmparatorluğu’na sattı. Daha sonra devlet bu konağı dönemin hariciye nazırlarının ( dış işleri bakanlarının ) ikametine tahsis etti. Günümüzde de bu sokak Hariciye Konağı Sokağı olarak biliniyor. 1895’te Berlin Büyükelçisi Tevfik Paşa İstanbul’a dönüp Hariciye Nazırı tayin edildiğinde devrin teamülleri gereği Ayazpaşa’daki konak paşanın ve ailesinin ikameti için tahsis edildi. Kırım kökenli asil bir aileye mensup olan Tevfik Paşa, Atina, Berlin, Petersburg, Roma ve Viyana elçiliklerine katip ve maslahatgüzar olarak görev yaptı. Son derece ciddi ve adil bir idareci olan Tevfik Paşa’dan İkinci Abdülhamid Tevfik Paşa soba borusu gibi dümdüz bir adamdır.” diye bahseder.

Sultan Abdülhamid’in Tevfik Paşa’ya Görkemli Hediyesi!

1897 yılında devam eden Osmanlı-Yunan Savaşı’nın sonucunda Osmanlı ordusu Yunan ordusuna karşı büyük bir zafer kazanmıştır. Bu zaferin bir ödülü olarak Sultan İkinci Abdülhamid dönemin önemli askerlerine ve de paşalarına rütbeleri ve derecelerine göre ihsanlarda bulundu. Tevfik Paşa’nın göstermiş olduğu çabaların ve bahsi geçen dik duruşunun ödülü olarak kendisine kırk bin altınlık bir ihsan gönderildi. Fakat Tevfik Paşa zaten devletten maaşını aldığını ve görevini yerine getirdiğini ileri sürerek dönemin geleneklerine aykırı olduğunu bile bile padişahın ihsanını reddetti. Bunu duyan Sultan Abdülhamid paşayı yanına çağırarak ona daha farklı bir ihsan verdi. Paşanın evinin olmadığını bilen İkinci Abdülhamid Ayazpaşa’daki Hariciye Konağı‘nı tapusuyla paşaya hediye etti. Uzun yıllar boyunca Tevfik Paşa ve ailesi bu konakta yaşadı. Sultan Abdülhamid’in saltanatı süresince görevini başarıyla sürdüren Tevfik Paşa, Sultan Mehmed Reşat’ın tahta çıkmasıyla elçilikle Londra’ya gönderildi. O dönemde iktidarı elinde bulunduran İttihat ve Terakki’nin konağı istemesi düşüncesine karşın Tevfik Paşa’nın reddetmesi üzerine bu konu bir daha açılmadı. Paşanın ailesiyle birlikte Londra’da yaşamasından dolayı 1909’da konak aylığı altmış altın liraya dönemin hariciye nazırı Asım Bey’e  kiraya verildi. Asım Bey’in Avusturyalı eşi konağın alt katında bulunan çamaşır odasını beğenmedi ve en üst kata yeni bir çamaşırhane yaptırdı. 1911 yılında bu yeni çamaşırhanede çıkan yangın çok hızlı bir şekilde yayılarak konağın içindeki antikaları ve değerli eşyaları yok etti. Bu yangından geriye kalanlar ise sadece konağın iki tarafındaki taş blok binalardı.

Otelin Kuruluş Çabaları

1914 yılında İstanbul’a dönüş yapan Tevfik Paşa ve ailesi maddi sıkıntılar nedeniyle Ayazpaşa’daki  konağı yaptıramadı ve yangından arta kalan taş bloklarda yaşamaya başladı. Sultan Vahdettin zamanında sadrazamlık ünvanıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun son sadrazamı olarak bilinen Tevfik Paşa 6 Ekim 1934 yılında vefat etti. Uzun bir ömür süren Tevfik Paşa vefatına kadar Ayazpaşa‘daki konakta yaşamını sürdürdü. Paşa hayattayken paşanın İsviçreli eşi Elisabeth Tschumi, sık sık konağın manzarasını çok beğendiğini dile getirir ve konağa yan yana odalar yaptırıp kiraya vermenin iyi bir fikir olduğunu söylerdi. Paşanın eşinin bu fikrinin aile gelirine katkı sağlayacağı düşünülmüş ve paşanın en küçük oğlu Ali Nuri Bey konağın otele dönüştürülebilmesi için pekçok yerli ve yabancı yatırımcıyla görüşmüştü. Alman yatırımcılar Ali Nuri Bey’in otel fikrini olumlu karşıladı ve göz alıcı otel projelerini resmetmeye başladılar. Fakat dönemin İstanbul’daki Alman Büyükelçisi Nadolny’nin ‘ Türkiye, böyle büyük bir otelinin alabileceğinin onda biri kadar müşteri potansiyeline sahip değildir.” demesi üzerine Alman yatırımcılar otel fikrinden vazgeçti. Bu talihsiz durumun ardından yerli yatırımcılarla anlaşmaya çalışan Ali Nuri Bey özellikle Pera Palas’ın  sahibi Misbah Muhayyeş ile görüştü. Ali Nuri Bey’in otel projelerini detaylı bir şekilde inceleyen Misbah Muhayyeş, konağın yerinin otel yapımına uygun olmadığını söyleyerek projenin olumsuzluğunu dile getirdi.

 

Beklenen Son: Konak Otel Oluyor

1930’da Tevfik Paşa ve ailesinin eline çeşitli yerlerden para geçti. Aile elde ettikleri bu geliri Gümüşsuyu’ndaki konaklarının onarımı ve konağın yeni bir otele dönüştürülmesi için kullanmaya başladı. Konağın iki tarafında bulunan taş bloklar olduğundan bir kat daha yükseltilerek oda sayısı yirmi dörde çıktı ve yanmış olan ahşap kısıma açık hava restoranı inşa edildi. Bu restorasyon işlemlerinin ardından Tevfik Paşa‘nın  konağı ‘Miramare’ adıyla otel formunda hizmete açıldı. Kısa bir süre sonra aile otel işletmenin zorlu bir iş olduğunu ve bu işin altından kalkamayacaklarını düşünerek oteli başka bir işletmeciye kiraya verme kararı aldı. Birkaç işletmeciye oteli kiraya veren aile kiralarını alamama ve fuhuşa kadar varan olumsuz durumlarla karşılaştı. 1931’de, otel İstanbul’da üç lokanta sahibi olan Aram Hıdır’a kiraya verildi. Son kiracının fuhuş skandalını tamamen unutturabilmek için de otelin adı önündeki bahçeden ilham alınarak Park Otel olarak değiştirildi. Aram Hıdır’ın yönetiminde Park Otel daha da büyüyerek İstanbul’da adından söz ettiren otellerden biri oldu. 1934’te kırk yeni odanın eklendiği otelde 1950’lerden sonra oda sayısı 213’e kadar çıktı.Park Otel’in keyifli ve bir o kadar lezzetli yemekleri olan restoranı, otelin dinleyenlere zevk veren orkestrası ve her gece düzenlenen dans etkinlikleri İstanbulluları buraya çeken güzelliklerden sadece birkaçı.

 

CVK Park Bosphorus Otel İstanbul
CVK Park Bosphorus Otel İstanbul

 

Otelin Dikkat Çeken Müdavimleri

Otelin seçkin müdavimlerinden biri olan Atatürk, birçok gece otelin şık restoranında yemeğe gelip dans etkinliklerine katılırdı. Atatürk otele geleceği zaman oteli tenha görüp üzülmesin diye çevresindeki isimler ailelerini ve dostlarını da Park Otel’e getirirdi. İngiltere Kralı Sekizinci Edward İstanbul’u ziyareti sırasında Atatürk tarafından Park Otel’de ağırlanmıştı. Yine otelin bir diğer önemli misafiri Yahya Kemal Beyatlı idi. Tek başına yaşayamayacak ve türlü ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar rahatsızlanan ünlü şaire, bu zor zamanlarında en büyük hayranlarından biri olan Aram Hıdır, Park Otel’de  bir oda hazırlatmış ve ünlü şair ömrünün sonuna kadar bu odada yaşamıştı. Otelin bir başka önemli şahsı ise dönemin başbakanı Adnan Menderes idi. Adnan Menderes İstanbul’a geldiğinde Park Otel de konaklamayı tercih ederdi.  O dönemde bir başka önemli otellerden biri olan Hilton’un açılması Park Oteli olumsuz etkiledi. Hilton’un açılması İstanbul otelcilik anlayışını farklı bir yöne getirmiş ve Park Otel modası geçmiş,eski sınıf bir otele dönüşmüştü. Artan masraflar ve sürekli rekabet ortamına dayanamayan Park Otel 1970’li yılların başlangıcında kapanma kararı aldı. 1950’den beri çeşitli Alman ve İtalyan gruplarının Park Otel için hazırladığı projeler de gerçekleştirilemedi. 1979 yılında kapatılan otelin içindeki eşyalar ve takımlar, bir müzayedeyle elden çıktı. Tevfik Paşa’nın ailesi ve Aram Hıdır’da otelin bütün hisselerini satarak otelle tüm ilişkilerini bitirdi. Uzun yıllar boyunca yıktırılan otelin yerine çeşitli anlaşmazlıklar ve usulsüzlükler sebebiyle yeni bir otel yapılamadı. Park Otel’in bulunduğu yerdeki inşaat uzun bir süre otopark olarak kullanıldı. Son yıllardaki başarılı çalışmalarla yeniden inşa olunan Park Otel, 2013 yılı itibariyle CVK Park Bosphorus adıyla hizmete açıldı.

 

 

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın

Top