Anasayfa > Haberler > Fotoğraf > İstanbul’da Fotoğrafçılık Başlatan İlk Aileler ve Stüdyoları

İstanbul’da Fotoğrafçılık Başlatan İlk Aileler ve Stüdyoları

Fotoğraf ve fotoğraf çekmek günümüzde hepimiz için vazgeçilmez bir detay oldu. Aslında hepimiz cep telefonlarımız, kameralarımız yardımıyla profesyonel olmayan birer fotoğrafçıyız. İstanbul’un rengarenk ve bir o kadar farklı dokudaki sokaklarını gezerken, yolda yürürken karşımıza çıkan etkileyici mimari eserlerden, güzel bir mekanda içtiğimiz kahveye kadar herşey fotoğraf sayesinde sosyal medyada paylaşılıyor. Uzun lafın kısası fotoğraf, anı ölümsüzleştiren bir kare. Günümüzde alışkanlık haline getirdiğimiz fotoğraf çekme işi bundan yaklaşık bir buçuk asır önce, yani fotoğraf makinesinin icat edildiği zamanlarda o kadar kolay değildi. İstanbul’da fotoğraf çekmek ve fotoğrafçı olmak padişahın ve  dönemin ünlü insanlarının ilgisini çeken titiz ve nadir mesleklerden biriydi. Portre çekiminin 45 dakikadan fazla sürdüğü bu mesleği Osmanlı’da başlatan ve arkalarında tarihi belge niteliğinde pekçok fotoğraf bırakan önemli aileler vardır.

19 Ağustos 1839 tarihinde Fransa’da , orijinal ismiyle ‘Daguerreotype’ adıyla icat edilen ilk fotoğraf makinesi tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı. Fotoğraf makinesinin icadı özellikle maceraperestler ve seyyahlar arasında büyük ses getirdi. Yeni icat edilen bu makineyi satın alabilen ve kullanmasını bilen kişiler dünyanın dört bir yanına dağılıp her şeyi fotoğraf sayesinde kayıt altına almaya başladı. Gidilmek istenen rotaların başında, o dönemde herkesin ilgisini çekmiş doğu toprakları ve doğunun incisi İstanbul yer alıyordu. Fransız ressam Horace Vernet, o zamanlarda Osmanlı toprakları olan Filistin, İskenderiye, Kahire, Kudüs, Şam ve Suriye’nin fotoğraflarını çekti. 1842-1845 yıllarında İslam mimarisi üzerine çeşitli araştırmalarda bulunan Joseph Philbert Girault de Prangey, Ortadoğu topraklarını gezip,binin üstünde fotoğraf çekti.

 

İstanbul’un Meşhur Fotoğrafçılığın Ünlü İsmi ‘Abdullah Biraderler’

İstanbul‘da açılan ilk fotoğraf stüdyoları Fransa kökenli Kampa’nın Beyoğlu’nda ve İtalya’dan gelen Carlo Noya’nın Beyoğlu’ndaki Rus Elçiliğinin karşısında açtığı stüdyolardı. Alman kimyager Robach’ın Beyoğlu’nda açtığı fotoğraf stüdyosu da İstanbul’un ilk fotoğraf stüdyolarından biri olarak kabul edilse de diğer iki stüdyoya nazaran daha az biliniyordu. İstanbul’da Abdullah Biraderler ve Sebah fotoğraf stüdyolarının açılması İstanbul‘un ve Osmanlı İmparatorluğu’nun dünyaya tanıtılmasında, imparatorluğa çeşitli ödüller kazandırmasında ve fotoğrafçılığın İstanbul’da sanat formuna dönüşmesinde büyük bir etkiye sahiptir. Kayserili Ermeni kökenli bir aile olan Abdullahlar, 1600’lü yılların başında başlayan Celali isyanları sebebiyle İstanbul’a göç etti. Tanzimat Fermanı’nın ilanı ve ilk fotoğraf makinesinin icat edildiği 1839 yılında doğmuş olan Kevork Abdullah, Venedik‘te eğitim aldı. Ağabeyi Viçen Abdullah, İstanbul’da meşhur bir ressamdı ve o dönemin padişahlarının ve paşalarının portrelerini yapıyordu .Kevork Abdullah, İstanbul’a geri döndükten sonra, ülkesine geri dönmek isteyen Alman kimyager Robach’ın fotoğraf stüdyosunu ağabeyleri Viçen ve Hovsep Abdullah ile  devraldı. Bu tarihten sonra stüdyonun adı Abdullah Freres (Abdullah Biraderler) olarak değişti. Kısa sürede ün sahibi olan Abdullah Biraderler, devrin üst düzey bürokratlarının tercih ettiği bir stüdyoya dönüştü. Portre konusunda uzmanlaşmış olmaları ve ışığı en doğru şekilde kullanabilmeleri Abdullah Biraderleri dönemin diğer fotoğrafçılarından ayırmıştır. Stüdyolarının tavanında yansımalı şemsiyeler kullanarak gün ışığını çekim odasına yansıtan bir cam panonun bulunması, ayrıca portre çekimleri için bizzat hazırlanmış çeşitli aracı aletlerin kullanılmasıyla gerçekçi portreler çekilebiliyordu. Sultan Abdülaziz 1893 yılında İzmit’teki av köşküne Abdullah Biraderler’i çağırttı ve kendi portresini çektirtti. Çekilen portreyi çok beğenen padişah verdiği emirle portrenin imparatorluğun her köşesindeki devlet kurumlarında ve Osmanlı temsilciliklerinde asılmasını bildirdi. Padişahın emriyle ‘Ressam-ı Hazreti Şehriyari’ ( İmparatorluk Baş Fotoğrafçısı) ünvanı alan Abdullah Biraderler ününe ün kattı. Üstelik, sahip oldukları bu ünvanla fotoğraflarının arkalarına isimleriyle birlikte padişahın tuğrasını ve imparatorluk nişanlarını da kullanabiliyorlardı.

 

Abdullah Biraderler

 

Osmanlı’nın Fotoğrafçılıkta Dünyaya Açılan Yüzü

İmparatorluk fotoğrafçısı ünvanını kazandıktan sonra daha da ünlenen Abdullah Biraderler 28 Şubat 1863’te Sultanahmet’te ve 1867’de Paris’te  açılan fuarlarda çalışmalarını tüm dünyayla paylaşma imkanına sahip oldu. Ünü Osmanlı sarayının dışına taşan Abdullah Biraderler özellikle İngiltere veliahtı Galler prensi Edward’ın ilgisini bir hayli çekmiş bulunmaktaydı. Edward İstanbul’u ziyaret ettiğinde Abdullah Biraderler’in stüdyosuna uğramış ve fotoğraflardan çok etkilenmiş. Ertesi gün Beyoğlu’ndaki İngiliz Sarayına davet edilen Kevork Abdullah, Prens Edward,Prenses Alexandre ve prensin maiyetinin fotoğraflarını çekti. Sekiz günlüğüne Rusya’nın Sivastopol kentine giden prens dönüşte fotoğrafları görmek istediğini belirtti. O dönemde İstanbul’da yayımlanan Levant Herald gazetesi bu olayı dikkat çekici bir şekilde haber yapmış. Sekiz gün sonra Sivastopol’dan dönen prens Kevork Abdullah’ı Boğaz’da demirlemiş olan İngiliz zırhlısında ağırladı. Fotoğrafların baskılarından çok etkilenen prens ve prenses Londra’ya gönderilmek üzere daha fazla fotoğrafın baskısının yapılmasını istedi. Aynı zamanda prens Abdullah Biraderler’e Londra’da şube açacaklarsa özel destekte bulunacağına dair söz vermiş. Fotoğrafların baskılarının üzerine prensin verdiği bu sözü hatırlatan Kevork Abdullah prensin sözünü yerine getireceğinin işitse de Abdullah Biraderler hiçbir zaman Londra’da bir şube açamadı.

 

Abdullah Biraderlerden Padişahın Tuğrasının Alınması

Sultan Abdülaziz devrinde büyük ün sahibi olan Abdullah Biraderler, İkinci Abdülhamid döneminde de saray fotoğrafçılığı görevini sürdürdü. Ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusların Yeşilköy’e gelip İstanbul’u işgal etmesi Abdullah Biraderler’in fotoğrafçılık kariyerine son noktayı koydu. Emrindeki orduyla Yeşilköy’de bir karargah kurmuş olan Grandük Nikola,  1870 yılında İstanbul ziyaretinde tanıştıkları Kevork Abdullah’ı karargaha davet etti. Kevork Abdullah bu daveti kabul ederek İstanbul’u işgal eden generallerin fotoğrafını çekti. Bununla birlikte Grandük Nikola, Kevork Abdullah’a St. Petersburg’a yerleşip Rus payitahtında bir stüdyo kurmasını teklif etti. Kevork Abdullah bu teklifi reddetti fakat Rus generalleri evinde yemeğe davet etti. Bu haberin Sultan Abdülhamid’e ulaşması üzerine padişah Abdullah Biraderler’in fotoğrafların arkasına padişah tuğrasını basma yetkisini aldı ve de Abdullah Biraderler’in Beyoğlu’ndaki stüdyolarına zabıta tarafından basılıp kendisine ait bütün fotoğraflara el konulması emrini verdi.

 

Abdullah Biraderler Sultanahmet

 

Abdullah Birader Stüdyolarının İlk Şubesi : ‘ Kahire’

1886 da Mısır Hıdivi Tevfik Paşa, Mısır’da fotoğrafçılığın gelişmesini istediğini Abdullah Biraderler’e bildirerek burada yeni bir şube açmalarını önerdi. Abdullahların bu teklifi olumlu değerlendirmesi üzerine fotoğraf stüdyosunun ilk şubesi Kahire’de açılmış oldu ve Kevork ve Hovsep Abdullah bu şubenin idaresi için Kahire’ye yerleşti. Mısır Hıdivi Tevfik Paşa, Abdullah Biraderlere daha ilk günden yoğun ilgi gösterdi ve yapmış olduğu tüm gezilerde Kevork ve Hovsep kardeşleri yanına alarak gördükleri her detayı fotoğrafa dökmelerine izin verdi. 1890 yılının mayıs ayında Galler Prensi Edward’ın takdiriyle Kevork Abdullah ‘ Kraliyet Özel Fotoğrafçısı’ ünvanını aldı ve aynı yıl içinde Sultan Abdülhamid, Abdullah Biraderlerden almış olduğu fotoğrafların arkasına tuğra basma yetkisi geri verdi. Kahire’de dokuz yıl hizmet veren şube 1895’te tamamen kapandı. Pera’daki rekabete dayanamayan ve bir sürü borç altına giren Abdullah Biraderler 1900 yılında stüdyolarını kapatmak zorunda kaldı. Aynı yıl içinde ailenin en büyük kardeşi ve evli tek erkeği Viçen Abdullah ‘Şükrü’ adını alıp üç oğluyla İslamiyeti kabul etti. Abdullah Biraderler fotoğraf stüdyosunun fikir babası Kevork Abdullah 2 Nisan 1918 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

 

Abdullah Biraderler Galata Kulesi

 

Osmanlı Fotoğrafçılığının Avrupa Açılan Kapısı

Abdullah Biraderler, Alman İmparatoru, Rus Çarı, İsveç Kralı, Fransız İmparatoru, Avusturya- Macaristan İmparatoru, Galler Prensi, İsveç Kralı,Sırp Prensi, Mısır Hıdivleri, Bulgaristan Prensi ve Osmanlı sultanları başta olmak üzere dönemin önemli isimlerinin fotoğraflarını çekti. Aynı zamanda dünya çapında ün sahibi pekçok yazar,şair,lider,din adamı, sanatçı,işçi, sokak satıcısı, esnaf Abdullah Biraderlerin fotoğraflarında yer alıyor. Bu fotoğraflar sayesinde 19. yy. ile ilgili çok sayıda bilgiyi ve ayrıntıyı inceleyebiliyoruz. Dünyaca ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso’nun koleksiyonunda Abdullah Biraderler tarafından hazırlanmış sekiz portre fotoğrafının mevcut olduğu ve ünlü ressamın bu portreler yardımıyla insan fizyonomisi üzerine çalışmalarını gerçekleştirdiği bilinmektedir. Bu fotoğraflar 1997 yılında Pablo Picasso Müzesi’nin düzenlediği etkinlikte sergilendi.

 

Abdullah Biraderler Pera

 

İstiklal Caddesi’nin Önemli Fotoğrafçılarından Biri ”Pascal Sebah”

İstanbul’un Abdullah Biraderler ile birlikte bir diğer önemli fotoğraf stüdyosu Sebah stüdyosudur.Suriyeli Katolik bir ailenin oğlu olan Pascal Sebah önderliğinde kurulan Sebah stüdyosu, o dönemde Grand Rue de Pera yani İstiklal Caddesi’nde bugünkü Rusya Başkonsolosluğunun yanında yer alıyordu. Paris’te fotoğrafçılık eğitim alan Laroche adlı bir fotoğrafçıyla çalışmalarını sürdüren Pascal Sebah, Cumhuriyet yıllarına kadar fotoğrafçılık çalışmalarını sürdürdü. İlk stüdyosunu Tomtom Sokak’ta açan Sebah, İstiklal Caddesi’ne taşındıktan sonra bu stüdyoyu kapatmayıp labarotuvara dönüştürdü.

 

Sebah Stüdyosu

 

Pascal Sebah’ın Fotoğrafları Osmanlı Sınırlarını Aşıyor

Pascal Sebah’ın açmış olduğu stüdyo sadece Osmanlı halkına değil İstanbul’a gelmiş turistlere de hitap ediyordu. Özel dekorlar kullanılarak çekilmiş şark fotoğrafları,İstanbul’un mimari,sosyal ve yaşamı üzerine fotoğraflar çekilen fotoğraflar turistlerin isteği üzerine stüdyo tarafından özel albümlerle satılıyordu. Kısa bir sürede önemli fotoğrafçılık çalışmalarına imza atan Pascal Sebah, ilk ödülünü 1859’da Paris’te bulunan ‘ Societe Française de Photographie’den aldı. Aynı zamanda Sebah, Sultanahmet’te düzenlenen  Osmanlı tarihindeki ilk uluslararası sergiye de katıldı. Sergide Sebah’ın çektiği  Beyazıt’taki Seraskerlik Kulesi’nden bir de Galata Kulesi’nden çekilmiş on parçadan oluşan iki İstanbul panaroması sergilendi. Dünyada çapında fotoğrafçılıkla ilgili her türlü çalışmayı yakından takip eden Pascal Sebah, her sene bir yeni madalya kazanarak ödül koleksiyonunu genişletmiştir. Sebah için dönüm noktası olan olaylardan biri de dönemin ünlü ressamı Osman Hamdi Bey ile tanışmasıdır. 1873 yılında ünlü ressamla birlikte çalışmalarını sürdüren Sebah, Osman Hamdi Bey’in resimlerinin mimarlarından birisiydi. Ünlü ressamın tablolarında kullanılan modellerin ve figürlerin fotoğraflarını Pascal Sebah çekiyordu ve ünlü resssam bu fotoğraflardan yardım alarak resimlerini çiziyordu. Osman Hamdi Bey ile Pascal Sebah’ın beraber yaptığı en önemli çalışmalardan biri de Sebah’ın atölyesinde basılan ‘ Les Costumes Popularies de la Turque en 1873’ adlı 370 sayfalık fotoğraf albümüdür. 1873 yılında Viyana’da düzenlenecek olan Uluslararası Sergi için düzenlenen bu projede Osmanlı topraklarında yaşayan kadın erkek geleneksel kıyafetleri içerisinde Sebah’a poz verdi. Osmanlı toprakları içinde yaşayan farklı kültürlerdeki insanların yaşamlarını  geleneksel bir dokuda fotoğraflanmasıyla oluşan bu çalışma dünya çapında oldukça takdir edildi. Sultan Abdülaziz, fotoğrafları beğenmesi üzerine Pascal Sebah’a üçüncü derece Mecidi Nişanı verdi. 1873’te Viyana Uluslararası Sergi Organizasyonu, Sebah’ı altın madalya ile ‘Gelişim Ödülü’; yardımcısı Laroche’a da altın madalya ile ‘Yardımcılar’ ödülünü takdim etti. Bu çalışmayla ünü Osmanlı sınırını açan Sebah, ilk şubesini Kahire’de açtı. Kısa sürede çekmiş olduğu antik ve modern Mısır fotoğraflarıyla turistler başta olmak üzere herkesin ilgisini çekti. Bununla birlikte 1877’de Pascal Sebah, çekmiş olduğu Mısır fotoğraflarıyla Philadelphia’dan bir madalya ve de 1878’de Paris’ten bir gümüş bir madalyayla geri döndü.

 

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Fotoğrafçılığın İzleri

Fotoğrafçılık adına yaptığı çalışmalarla tüm dünyaya adını duyuran Pascal Sebah, İstanbul-Kahire arasında süren kariyer hayatının zorluklarına daha fazla dayanamayıp 1883 yılında beyin kanaması geçirerek felç oldu. Bu sırada daha altmış yaşında olan ünlü fotoğrafçı, stüdyoların idaresi kardeşi Cosmi’ye devretti. Uzun yıllar boyunca stüdyoyu yöneten Cosmi, 1888’de stüdyoya yeğeni Jean’ı alıp onunla beraber işleri yürüttü. Amcasının aracılığıyla o dönemim fotoğrafçılarından biri olan Policarpe Joaillier ile ortaklık kuran Jean, stüdyonun adını da Sebah& Joaillier olarak değiştirdi. 1889’da Alman İmparatoru İkinci Wilhelm’in stüdyoya ‘ Prusya Saray Fotoğrafçısı’ ünvanı vermesiyle dikkatleri daha da üstüne çeken Sebah& Joaillier, imparatorun 1898 ve 1917 yıllarında yaptığı gezilerde de fotoğraflar çekti. O dönemde ağır borçlar altında kalan Abdullah Biraderler, 1900 yılında tüm stüdyolarını,tüm aletlerini ve negatiflerini Sebah&Joaillier’e 1200 Osmanlı lirasına sattı. Bir yandan stüdyo daha da büyürken aynı zamanda Policarpe Joaillier ortaklıktan ayrılıp Fransa’ya dönüş yaptı. Jean Sebah işleri daha da büyütüp, fotoğrafları daha ucuza mal eden kartpostal ve hatıra albümü işine girip bu sektörde İstanbul’un hatrı sayılır yerlerinden biri oldu.

1905 yılında Jean Sebah, işleri tek başına yürütemeyince Kahire’deki şubeyi kapatma kararı aldı. 1910 yılına gelindiğinde ise aile dostları Leo Perpigani ve Hagop İskender ile ortaklık kurdu. Yirmi altı yıl boyunca devam eden bu ortaklık 1934 yılında Jean Sebah’ın bütün yetkileri Hagop İskender’in Berlin’de fotoğrafçılık eğitim alan oğlu Bedros İskender’e devretti. Bu devredişin sonunda stüdyonun adı da Sebah et İskender olarak değişti.  Daha sonra da stüdyonun ismi, Foto Sabah olarak değişti. 1847’de vefat eden Sebah stüdyosunun kurucu Jean Sebah’ın naaşı, Feriköy Ermeni Katolik Mezarlığına defnedildi.  Hagop İskender’in mezarı ise Şişli Ermeni Katolik Mezarlığına defnedildi. 1952’li yıllara gelindiğinde bütün yetkileri üzerinde barındıran Bedros İskender, 95 yıldır hizmet veren stüdyoyu kapatma kararı alıp Paris’e yerleşti ve fotoğrafçılık kariyerine burada devam etti.

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın

Top